Anoreksiya Nervoza nedir

anoreksiya belirtileri
anoreksiya nervoza nedir

Anoreksiya Nervoza nedir

Anoreksiya (anorexia) Yunanca kökenli bir kelimedir.”An”; yokluk veya ihtiyaç, “orexia”; ise iştah anlamına gelmekte, iki kelime birleştiğinde iştah kaybı; manasını ifade etmektedir. DSM-5 ile bir önceki sürümü olan DSM-IV kıyaslandığında bu hastalık açısından önemli farkların ortaya çıkmadığı görülmektedir. Aslında bu veri, hastalık konusunda anlaşmazlıkların büyük ölçüde sona erdiğini, hastalığın çerçevesinin tam olarak oluşturulduğunu göstermektedir. AN, 1980 de yayınlanan DSM III te ayrı bir hastalık olarak liste ye girerken, tıkanırcasına yeme ve çıkarma hastalığı olan bulimiyadan AN nin bir belirtisi olarak bahsediliyordu. Fakat 1984 te çıkan DSM III-R de bulimiya, anoreksiyadan bağımsız bir hastalık olarak tanımlandı.

Anoreksiya Nervoza
Anoreksiya Nervoza

Amerikan Anoreksiya Nervoza Derneği, AN yi psikolojik ve fizyolojik yönleri olan, kişinin kendisini gönüllü olarak açlığa vermesi şeklindeki ciddi bir hastalık olarak tanımlamaktadır. Her ne kadar bazı anorektikler (AN hastaları), bunun bir hastalık değil tercih olduğunu ileri sürse de buna hastalık dışında rahatsızlık, bozukluk ve sendrom da denmektedir. DSM-5 te AN nin belirgin bir biçimde düşük beden ağırlığına (bir insan için beklenebilen en düşük ağırlığında altın düşmeye) yol açan; kişinin kilo almaktan ya da şişmanlamaktan korkmasıyla, belirgin şekilde düşük kiloda olmasına rağmen kilo alımını güçleştiren davranışlarda bulunmasıyla, vücudunu ve kilosunu bozuk algılamasıyla, vücut ağırlığına ve biçimine yersiz önem yüklemesiyle karakterize bir hastalık olarak değerlendirilmektedir.

Anorektiklerin kimin hiç iştahı olmadığı için, kimi de iştahı olduğu ve açlık hissettiği halde yemez. Ayırıcı özellik, yememenin miktarının kişinin hayatını tehlikeye atacak boyuta ulaşmış olmasıdır. AN nin iki alt türü bulunmaktadır. Birincisi kısıtlayıcı tür denilen son üç ay içerisinde yineleyen tıkınırcasına yeme ve çıkarma (kendini kusturma), idrar söktürücü kullanma, lavman yapma gibi dönemlerin bulunmadığı anoreksiya tipidir. Bunda daha çok diyet yaparak, neredeyse hiç yemeyerek ve/ya aşırı spor yaparak kilo kaybedilir. İkincisi ise tıkınırcasına yeme-çıkarma alt türüdür. Bu türde ise son üç ayda yineleyen tıkınırcasına yeme ya da çıkarma (müshil, lavman, kusturma vs. ile) meydana gelir. Her iki alt tipte de belirgin şekilde kilo kaybı olmalıdır. Kilonun sınır değerlerin altına düşmesi hastalığı BN den ayıran temel özelliktir. Hastalığın ilk beş yılından itibaren kısıtlı tiplerde tıkınırcasına yiyip kendini kusturma başlayabilir ve böylelikle kişi ikinci tipe geçiş yapabilir.

Uluslararası ölçekte en yaygın olarak kullanılan bir başka tanı kitabı olan ICD-10 da ise, yine yeme bozuklukları kategorisine dâhil edilen AN için 2 temel yeme bozukluğu türünden biri olduğu (diğeri BN) ifade edilmektedir. Bu kitapta AN, hasta tarafından istemli olarak başlatılan ve/ya sürdürülen kilo kaybı ile karakterize bir hastalıktır. AN de A, B ve C ölçütleri bulunmaktadır. A ölçüt aşırı kilo kaybı, Ölçütü kilo almaktan aşın korkma, Ölçütü ise vücut ağırlığı ve biçimiyle ilgili algı bozukluğudur. Bazı hastalar A, B ve C ölçütlerini karşılarken bir dönem sonra A yı karşılamayıp B ve C yi karşılayabilir, ancak yine de AN hastası olarak değerlendirilir. Anoreksiya tanısı koyma konusunda bazı sıkıntılar vardır. Çünkü her anorektik aynı kıstasları tutturamaz. Bu nedenle vakaların %60 kadarına başka türlü açıklanamayan yeme bozukluğu diye tanı konulur. Hastalığın objektif kıstaslarından söz edilecek olursa, DSM-5 te anoreksiya tespitinde beden kitle endeksi ( Boy Kilo Endeksi ) dikkate alınmaktadır. BKE nin hesaplanması ise kişinin kilosu, boyunun karesine bölünerek yapılır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 19 Kg/m den aşağısını düşük kilo kategorisine sokmaktadır.17 kg/m2 ve üstü olanlar ağır olmayan, 16-16.99 kg/m üstü olanlar orta derecede, 15-15.99 kg/m olanlar ağır ve 15 in altında olanlar aşırı düzeyde AN hastası olarak kabul edilmektedir. BKE için normal kabul edilen aralık ise 18.7 ile 23.8 arasıdır. AN hastalarında göze çarpan temel problemlerden biri de onların bu rakama dair uygun olmayan kabulleridir. Mesela ideal beden kitle endeksinin kaç olması gerektiği sorulan anorektikler, ideal rakamın 15 olduğunu söylemişlerdir.

Anoreksiya Nervoza Tarihçesi

Anoreksiya Nervoza ile ilgili kayıtlar Helenistik döneme kadar uzanmaktadır. Ancak sendromla ilgili ilk klinik açıklama, 1686 yılın da Treates of Consumption isimli kitabında Richard Morton tarafından, bir deri bir kemik kalmış bir kızı anlatırken yapılmıştır. Morton, hastalığı 1694 te tanımlayarak onu verem ve tüberküloz gibi hastalıkların neden olduğu iştahsızlıktan ayırmıştır. 19. yüzyıl, pek çok hastalığın tanımlanması nedeniyle tip açısından oldukça verimli bir asır olmuş, anoreksiya nervozanın kesin tanısı da bu dönemde oluşturulmuştur. Ancak tanıya ulaşmak belirli bir sürece mal olmuştur. Endüstri Devrimi Döneminde AN, kadınlarda sarı cilt de denen, kloroz isimli hastalık olarak değerlendirilmiştir. 1865 yılında Dunglison tarafından iştah kaybı olarak tanımlanan anoreksiya, yiyecekten nefret etme gibi semptomların eşlik etmesi gerekmeyen bir hastalık olarak değerlendirilmiştir. Ona göre anoreksiya veya iştah kaybı; tüberküloz, kronik diare, mide rahatsızlıkları, kloroz gibi pek çok hastalığın semptomudur.

Bu nedenle başlangıçta müstakil bir hastalık değil, hastalığın bir belirtisi olarak görülmüştür. Esasen zorluk, fizyolojik hastalıklarla psikolojik olanlar birbirinden ayırma konusunda ortaya çıkmıştır. Bu zorluğun nedenlerinden biri de doktorların etiyoloji den ziyade semptomlara ve dışarıdan gözlemlenen davranışlara odaklanmış olmalarıdır. O dönemde akıl hastanelerine başvuran depresyonlu ve zihni karışmış hastaların önemli bir kısmında iştah kaybı söz konusuydu ve iştah kaybı ve yemeyi reddetmenin melankoliyle örtük bir bağlantısı olduğu biliniyordu. Bu tip hastaların önemli bir kısmının yaşamını yitiriyor olması, iştahsızlığın o dönemde psikiyatrların en fazla meşgul oldukları konuların başında gelmesine neden oluyordu. Psikiyatrlar çok istemese de hastane idarelerinin ölümleri sonlandırmak üzere verdikleri direktifler nedeniyle tehditle ve zorla yedirme, ufak yiyecekleri dar kanallardan hastanın bedenine sokma gibi uygulamalar oldukça yaygındı. Ancak her ne kadar hastanın hayatını kurtarmak adına başka çare kalmasa da günler, bazen aylar boyunca zorla ve tehditle yedirilen hastaların hayati tehlikeyi atlatıp taburcu olduktan kısa bir süre sonra yeniden yemeyi bırakıp hastanelik olduğuna ve bunun pek çok kişide görüldüğüne dair çok sayıda kayıt bulunmaktadır. Bugünkü anoreksiya vakalarındaki tekrarlar düşünüldüğünde, aslında o dönemde tam olarak anoreksiya nervozayla mücadele ettikleri anlaşılıyor. Ne var ki  AN, 1868 de Sir William Gull ve E.C. Leségue, tarafından kesin olarak tanımlanıncaya kadar aslında çok fazla ün kazanmadı. Üstelik hala anoreksiya nevroza olarak anılıyor değildi.

Kraliçe Victoria nın doktoru olan Gulls önce apepsia hysterica adını verdiği bu garip hastalığı kadın histerisiyle ilişkilendirdi. O, bu ismin hastalık yeterince iyi temsil etmediğini düşünerek ismi zamanla tamamen değiştirdi. Şöyle ki, hysterica Yunanca rahim anlamına gelen hysteros tan gelen bir kelimeydi. Oysa meselenin özü rahime dayanmıyordu. Bu nedenle ilk etapta anorexia apepsia adını verdi. Apepsia da sindirim bozukluğu anlamına geliyordu. İlerleyen süreçte nihayet Gull, hastalığa iştahsızlığı ön plana çıkaran anorexia nervosa adını verdi. Gull, iştah kaybı anlamına gelen anorexia ve hastalığın sinirsel ve psikiyatrik olması nedeniyle bu anlamı çağrıştırmak üzere ner-vosa kelimelerini bir araya getirdi. Hastalığın belirtilerini ise kabızlık, düşük kalp atış sayısı, aşırı zayıflama, zayıf solunum olarak belirledi ve tüm bu durumların bedensel bir nedeni olmaması gerektiğini not etti. Hızlı yürüme, hiperaktivite de bazı hastalarda görülen garip belirtiler olarak kayda geçti. O, anoreksiya nervozayı 16-25 yaş arası kızlarda kilo kaybının yanı sıra, adetten kesilme (amenore), düşük nabız, sinirlilik ve aşırı enerjinin görüldüğü bir hastalık olarak tanımladı. Genellikle hastalığın isim babasının Gull olduğu ifade edilirken bazı kaynaklara göre ise bu ismi ilk kullanan Huchard adında bir tıpçı olmuştu. Gull a göre bir hastanın anoreksiya nervoza olduğunu anlamak için öncelikle yememenin organik bir nedeni bulunup bulunmadığını saptamak, ardından onun deli olmadığından emin olmak gerekir.

AN nin sinirlerle (nervoza) ilişkili olması sebebiyle, şayet kişi ilahi bir yönlendirmeden, gaipten seslerden ve vizyonlardan söz ediyorsa bu da anoreksiyadan farklı bir durum olarak nitelendirilmeliydi. Görüldüğü gibi bizim nevrotik bir bozukluk olduğunu savunduğumuz KA lar, Gull tarafından düpedüz delilik olarak değerlendirilmiştir. Gull, KA türünden olmayan AN vakalarını ise bu dönemde deliliğe değil de delilik sınırına yerleştirilmiştir. Yani çağdaş deyimle, anoreksiya nervoza psikotik değil nevrotik bir bozukluk olarak ele alınmıştır. Gullın anoreksi yaşında hastanın yaşam biçimi ve yaşı tarafından alevlendirilen sinirsel temelli bir ahlaki ve zihinsel sapma söz konusudur. Bu hastalık o dönemde tüm histerik rahatsızlıklar gibi orta ve üst sosyal tabakadan kızların hastalığı olarak görülüyordu. Bunlar kendileri çalışmayan, nispeten rahat ve serbest kızlardı. Aileleri varlıklı olduğu için biraz da aile itibarlarını sarsmamak adına çocuklarını akıl hastanelerine götürmekten imtina edip, onların genellikle evde aile doktorları tarafından tedavi edilmesini tercih ediyorlardı. Bu doktorlar mümkün olduğunca kızları yemeye teşvik ediyordu. Ancak bazı kritik vakalarda kızlara zorla yedirme veya elektroşok işini evde uyguluyorlardı. Kimi aileler ise evlerinden uzak özel merkezlerde bu tedavilerin uygulanmasını sağlıyorlardı. Ünlü Fransız psikiyatr Pierre Janet de 1906-1907 eğitim-öğretim yılında Harvard Tip Okulunda verdiği bir konferansta AN yi tanıtmıştır. O tarihte histerik anoreksi  (hysterical anorexy) olarak isimlendirdiği hastalığın, 18 aydan az sürmeyip genellikle 10 yıldan fazla devam ettiğini söylemiştir. Bir kız hastalığı olarak nitelediği histerik anoreksiya, hastanın, inatçı ve hiperaktif olduğunu, ne yerse yesin kendini kusturmayı alışkanlık haline getirdiğini, son aşamada ise gıdasız kalarak hayati tehlike içerisine girdiğini anlatmıştır. Janet ayrıca zorlukla ve hızlı nefes alma, karnının içeri yapışması, kabızlık, azıcık idrar, kuru ve çatlak deri, hızlı nabız gibi belirtilerin bulunduğunu söylemiş, hastaların önemli bir kısmının bu aşamaya geldikten sonra yaşamını yitirdiğini belirtmiştir.

Anoreksiya, 1972 ye kadar hiçbir resmi tanı kategorisine girmezken, bu tarihte ilk olarak Feighner, Robins, Guze, Woodruff, Winkour ve Munoz tarafından tasnife tabi tutulmuştur. Bunu 1980 de yayınlanan ünlü DSM-III takip etmiştir. Sonra bunun revize edilmiş hali olan ve 1987 de yayınlanan DSM-111-R, onu 1994 teki DSM-IV ve onun da revize edilmiş hali olan DSM-IV-TR izlemiştir. DSM-III, DSM MI-R ve DSM-IV pratikte aynı anoreksiya nervoza tanısını içermektedir. Ancak DSM-IV-TR ile de ICD-10 bağdaşıktır. Daha önce belirtildiği gibi, DSM-5 te yeme bozuklukları daha detaylı bir tasnife tabi tutulsa da AN ile ilgili belirgin bir değişiklik görülmemektedir.

Anoreksiya Nervoza Belirtileri

ICD 10 a göre AN tanısı için şu belirtilerin hepsi olmalıdır:

  • Beden ağırlığı en az beklenenin %15 altında sürdürülür veya beden kitle endeksi 17,5 veya altıdır.
  • Kilo kaybı şişmanlatan yiyeceklerden kaçınmak suretiyle meydana getirilir. Şunların bir veya daha fazlası da bulunabilir: kendini kusturma, kendine lavman yapma, aşırı egzersiz, iştah önleyiciler kullanma, idrar söktürücü alma.
  • Özel bir psikopatoloji formunda beden imgesinde bozukluk söz konusudur. Hasta ısrarcı ve yersiz bir şişmanlama korkusu ve düşük ağırlık eşiğine sahiptir.
  • Kadınlarda yaygın olarak hipotalamus-hipofiz bezi yumurtalıkla ilgili bir şekilde adetten kesilme, erkeklerde cinsel istek ve güç kaybı görülür. İstisnai durum olarak hormon tedavisi alan kadınlarda ve yaygın şekilde doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda ısrarlı bir vajinal kanama görülür. Gelişim hormonunda, kortizolde yüksek seviyeler, tiroid hormonunun periferik metabolizmasında değişiklikler meydana gelebilir.
  • Ergenlik öncesinde başlamışsa, birbiri ardına gelen ergenlik olaylarında gecikme veya durma (gelişim durur, kızlarda göğüsler gelişmez, adet olma gerçekleşmez, erkekte genital organ çocuksu kalır). Gelişmeyle birlikte ergenlik normal şekilde tamamlanır ama ilk adet gecikir Erkeklerdeki AN tabloları kadınlarınkinden farklılık arz eder. Erkeklerde incelik kadınlar kadar arzu edilir olmadığından erkek anorektikler daha çok body çalışmalarına yönelirler. Özellikle ergenlik sırasındaki erkek anoreksiyalarında depresiflik, ümitsizlik ve çaresizlik hâkimdir. Psikotik durumları pek olmasa da erkek anorektikler çok da bağımsız değillerdir. Ayrıca cinsel açıdan da aktif oldukları söylenemez. Kızlarda akademik başarı konusunda pozitif bir tablo varken, ergenlik sonrası erkek anoreksiya vakalarında akademik başarı da yoktur. Günlük yaşamın basit rekabetlerinden bile kaçmak erkek anorektiklerinin belirgin vasıflarındandır.

 

 

Her iştahsızlık çekeni veya normalin üzerinde kilo kaybı yaşa yanı AN hastası olarak nitelemek doğru değildir. Genç hastalarda kilo kaybına neden olabilecek hastalıklar, beyin tümörleri, bağırsak bozuklukları, Crohn hastalığı veya kötü emilim sendromu gibi bedensel nedenler dışlanmalıdır. Hasta, hastalığı veya yeme ihtiyacını itiraf etmeyi reddedebilir, kilo kaybından, yemeyi reddetmekten açık bir memnuniyet sergileyebilir, aşırı derece zayıf bedene sahip olmayı arzulayabilir ve yemeği çelişkili şekillerde kullanabilir. Anoreksiya hastaları durumlarını bir hastalık olarak değil, bir yaşam tercihi olarak nitelemekte, normal insan ölçüleri diye belirlenen bedene girmeleri konusunda rahatsız edilmelerinden hoşlanmamak sırlar. Bir kimseye anoreksiya nervoza teşhisi koymak için şu belirtisi de en az ikisinin görülmesi gerektiği belirtilmektedir:

Adetten kesilme ince ve zayıf saçlar Bradikardi (düşük nabiz) Hiperaktivite periyotları Bulimiya epizotları Kendini kusturma Bunlara ilave olarak, ortam sıcaklığını algılayamama ve bu yüzden yazın kalın kışın ince giyinme, cinsel temas konusunda çelişkili tutum (bazen tamamen soğuyup bazen ise dikkatsizce ilişkiye girme) gibi belirtiler görülebilir. Erkeklerde boy uzamasının ve ergenliğe girişin gecikmesi görülür. Omuzların ve ellerin sivrilmesi, tükürük bezlerinin iltihaplanması söz konusu olur. Beden az miktar yiyecek alımına alışmaya çalıştıkça kalp hızında yavaşlama, ritim bozukluğu, düşük tansiyon açığa çıkar. Eller ve ayaklarda karıncalanma, diş problemleri, esneklik kaybı, stres, erken kalkma, hormonal bozulmalar meydana gelir.

Anoreksiya Nervoza Genel Özellikleri

Anoreksiya Nervozayı tıkınırcasına yiyip arkasından kusma, egzersiz yapma, laksatif kullanma gibi yöntemlerle fit kalmaya çalışma şeklinde açığa çıkan Bulimia Nervoza ile karıştırmamak gerekir. Bulimikler, öncelikle normal kiloların altına düşme problemi yaşamazlar. Onlarda adetten kesilme de görülmez. Cinsel açıdan aktif, yeme konusunda oldukça gayretlilerdir. Onlar da kilodan şikâyet ederler. Ancak anorektiklerde olan yemek istememe ve iştahsızlıktır. Anorektiklerin aksine bulimikler ilaç, alkol ve madde kullanımı geliştirebilirler. Ayrıca onlar anorektiklerden daha depresif olup, intihar riskleri daha yüksektir. Bulimiklerin hirsizlik yapma gibi kompulsiyonları, boğaz ağrısı ve diş minelerinde çürü me gibi fizyolojik acıları vardır. Ancak Bulimia Nervoza ile Anoreksiya Nervoza peş peşe meydana gelirse, kişi, çok daha zor ve uzun bir hastalık sürecine maruz kalır. Anoreksiyanın hipertansiyon, kalp ritim bozukluğu, hipoglisemi ve benzeri hayati tehlike nedeni olan hastalıklara sebep olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca kısa bir süreliğine yakalanılmış olsa dahi anoreksiyanın kalıcı büyüme geriliğine, kemiklerde kireçlenmeye ve ileri yaşlarda osteoporoza yatkınlık gelişmesine neden olmaktadır. Yeme bozukluğu olan hastaların %53 ünde hastalığa eşlik eden başka psikiyatrik rahatsızlıklara rastlanmıştır. Anoreksiyayla birlik te depresyon görülme sıkılığı %2,2-%35,5 olarak saptanmıştır. Öte yandan anorektiğin aynı zamanda depresyonlu olma olasılığı sağlıklı bir insanın depresyonlu olma olasılığından 2-4 kat, anksiyete bozukluğuna sahip olma olasılığından 2-3 kat daha fazla olduğu saptanmıştır.

Hastaların pek çoğunda anoreksiyanın yanında depresyon eğilimi, kişilik bozukluğu, psikoz, nevroz ve bedensel başka rahatsızlıkların biri veya bir kaçının bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca kişilik bozukluklarının da yeme bozukluklarına eşlik ettiği tespit edilmiştir. Daha ilginci, etiyolojisini de anlamamızda yardımcı olacak şekilde erkek vakalarında homoseksüellik ve aseksualite, yeme bozukluğu olmayanlardan daha yüksek bulunmuştur. Ancak AN nin iki alt tipinden tıkınırcasına yeme-kusma tipinde daha ağır psikopatoloji ve daha fazla dürtü sellik, kişilik bozukluğu ve çalma vb. davranışlar görülür. Ailesi anormalliği fark ettiğinde hasta, genellikle durumu inkâr ederek bu konuyu konuşmak istemez. Bu da aile içinde çatışmaları beraberinde getirir. Hasta yavaş yavaş kabuklarına çekilmeye başla, diğer aktivitelere karşı ilgi kaybolur veya azalır, cinsellik isteği orta dan kalkar ve yoğunlaşma kayıpları, inatçılık, tembellik, duygusal instabilite meydana gelir. Anorektiklerde bazen başlangıç nedeni ergenin fazla şişman oluşudur. Yemek anksiyetesi günde en az dört kez tartılmalarına, kalorili yiyeceklerden uzak durmalarına, kiloları ve zayıflama hakkında sürekli olarak düşünmelerine neden olur. Kalori alımını katı şekilde sınırlar, karbonhidrat ve yağ alımını orantısız şekilde azaltırlar. Kompulsif ve acayip yeme alışkanlıkları nedeniyle yiyeceklerin kalori değeriyle ilgili müthiş bir detay bilgi edinir, kalorisi düşük kaba şeyler yemeyi tercih ederler. Bir kural olarak takınçlı bir şekilde yemek hazırlama işinin içerisinde bulunsalar da sebatkâr bir şekilde açlıklarını inkâr ederler. Aileleri ve arkadaşları için muhteşem sofralar kurmakla yoğun şekilde meşgul olsalar da kendileri onlarla birlikte yemezler. Yemedikleri halde tepkileri azaltmak için yer gibi yapma, yemediği yiyecekleri ortadan yok etme, yediğine dair yalan söyleme gibi davranışlar sergilerler.

İnsanların arasında yemek istemez, kalori içeren çikolata kurabiye gibi yiyecekleri odalarında, çantalarında veya ceplerinde istiflerler. Yemek yemeye zorlandıklarında ya yemekleri gizlice ortadan kaldırır ya da parçalara ayırıp, didikler hatta fasulye tanelerinin zarlarını soymak gibi yokuşa sürmelere başvururlar. Bazı anorektikler o kadar egzersiz meraklısı, hatta squat aerobik bağımlısı olabilirler. Zayıflamak adına otomobil, asansör vb. taşıma araçlarını kullanmak istemezler. Zaten laksatifler ve kendini kusturma yüzünden tükenmesi söz konusu olabilen potasyum depolarının fazla sporla tamamen boşaltılması büyük tehlikelere neden olur. Anoreksiya nervoza hastaları başlangıçta açlık acısı çekseler de ilerleyen zamanda bu acı artmak yerine azalmaya başlar ve beden ölüm açlığı durumuna alışır. Hatta bu bazılarında gerilimi gideren rahatlatıcı etkiye bile sahip olur. Pek çok hastalıkta olduğu gibi anoreksiya nervoza ile ilgili de hastalığın tanınması ve böylelikle finansal destek elde edilmesi için kurulan organizasyonlar vardır. Bunlardan biri Amerikan Anoreksiya Nervoza Derneğidir (AA/BA). Öte yandan anorektiklerin birbirleriyle dertlerini paylaştıkları, çözüm yolları aradıkları, birbirlerini destekledikleri, bazen de birbirlerini AN ye teşvik ettikleri pek çok sosyal medya platformu oluşturulmuştur.

Bir cevap yazın

*